
Haydi bugün de klasik bir Pazar yazısı yazmaya kalkışayım… mı? Ortalamaya göre uzun görünüyor yazı ama sofra muhabbetinin de tadından yenmez.
Ankaralılar bilir ya tahmin ediyorum ki İstanbul da dahil olmak üzere pek çok ilimizde de duyulmuş olması muhtemel bir Park caddesi var, Ankara, Ümitköy civarında. Neyse benim konum şimdilik Cadde değil. Caddenin trafik lambalarının olduğu tarafında, girişine yakın bir noktada bir restorandan bahsetmek istedim bu Pazar. Girit Balıkçısı (GB).
Ama kısa bir girizgah yapayım önce. Beni bilenler bilir, yaşamak için yiyenlerden değil, yemek için yaşayanlardanım. Yeni çanta ve ayakkabı peşinde koşan hanımefendiler benzeri bendeniz de yeni lezzetlerin peşindeyimdir, buldum mu yerim. Yanlış anlaşılmasın, eski lezzetlere de saygıda kusur etmem, kendilerini düzenli olarak ziyaret eder, ellerinden öperim. Ama dün akşam Girit Balıkçısı’na misafir olmam, ne genel lezzet arayışım ne de geçmişe duyduğum saygının sonucuydu.
Bir dizi ufak tesadüf sonucu iyi bir çorba içmek ümidiyle gezinirken karşımıza çıkan ilk restorandı GB. Neyse uzatmayayım hoş bir bina, bahçe, hoş bir logo derken kendimizi içerde bulduk.
Balık çorbaları var mıydı?
Evet, tabii, buyrun…
Ankara, Çayyolu, Girit Balıkçısı’nda ne yenir, ne ödenir?
Güzel ışıklandırma, temiz ve nezih sunum. Haydi bakalım! Cumartesi gecesi saat sekizde rezervasyonsuz yer bulmak beni biraz şaşırtmıştı ya o an için buna pek takılmadım. Servis iyiydi, dakikti. Ortam biraz kalabalıklaşınca son duble rakı bir türlü gelemedi ya, o kadar olurdu. Rakı biter bitmez önceden alınan kahve siparişim hazırdı, eh! fena değil dedim içimden. Lezzete gelirsem, doğrusu övgüye değer, öne çıkmayı başaran tek bir tabak yoktu. Ortalama mezeler, ortalama bir çorba ve ortalama balık. Mezelerin porsiyonu doğruydu ki bu önemli, fakat balığın porsiyonu ufak tutularak bu başarı da gölgelenmiş oldu. Ama doğrusu hiçbir şey bizi gelen hesaba hazırlayamazdı! GB’de adisyona yenilenlerin ve fiyatlarının eklenmesi gibi “modası geçmiş”(!) bir uygulamaya kimse yüz vermiyor gördüğüm kadarıyla. Boş bir adisyonun arkasına doğrudan almak istedikleri ücreti yerleştiriveriyorlar. Onlar ne yediğimi ve birim ücreti bana vermediler ama ben size ne yendiğini anlatacağım ki, bir fikriniz olsun.
Önden sos kabında girit pilavı siz istemeden gelip tabağınıza yerleşiyor ki -ben adisyonu göremediğimden emin olamıyorum ya- bu iki tatlı kaşığı pilavın ikram olduğunu varsayıyor insan. Antre:1 balık çorbası, İçmek için: 1 adet 20’lik Yeni Rakı, mezeler: Ahtapot, deniz yeşillikleri, tarator, deniz börülcesi ve tek beyaz peynir. Ara sıcak: Izgara Kalamar. Ana yemek: 1 porsiyon Tekir, ikram olduğu belirtilen mini meyve tabağı ve 1 adet orta şekerli kahve.
Gördüğünüz gibi benim gibi iştahlı birinin bir öğünde keyifle tüketebileceği doyurucu bir menü ile karşı karşıyayız. Peki güzel Ankara’mızda bu menü karşılığında olası ücret ne olmalıdır sizce? Sizi bilmem ama ben sadece düzgün bir servise karşılık bahşiş vermeyi görev saydığımdan, bahşişi dahil ettiğimde cebimden 200 liranın çıktığını görünce kendimi toplamakta zorlandım! Masada iki kişiydik ama sadece bir kişilik yemek yedik ve net 183 lira hesap geldi. Gerisini siz düşünün, tatlı yemediğime sevineceğim aklımdan bile geçmezdi doğrusu…
Bundan sonra Girit Balıkçısı’na gitmek sizin kişisel sorumluluğunuzda, uyarmadın demeyin!
Bu yazının yazılmasını takiben, 1 .5 ay kadar sonra, şöyle bir yorum geldi yorumu buraya eklemeyi görev bilirim:
(sevgili hayalbaz,
keşke yazı ve eleştiri yazarken gösterdiğiniz medeni cesaretinizi adisyonu isteyerek ve inceleyerek te gösterseydiniz, o zaman size söyleyecek birşeyim olamazdı. gerçi kabahat sişzin değill kabahat giirit balıkçısının, zira size gelen hesap başka bir masanın ( 5 kişilk ) hesabı, sizin hesabınız 90 tl nin altnda , adisyonuz duruyor, ayrıca arkaya yazılı hesabın önü adisyon ve o adisyon rob programı ile takip ediliyor ve o şekilde basılıyor, onu katlayıp arkasına toplamı yazıyorlar, benim ilgim olmasada oğlumun ilgisi ile bunlardan bilgim var, bu nedenle yanlış hesap için sizden özür diliyor, ve onlara bu hatalarını telafi etmek ve fazla alınan ödemeyi iade etmek için sizi ben , hernekadar ortama bulduğunuz lezzetleri bir daha tadacak olsanız bile ,bu yanlışı düzeltmek için tekrar girit balıkçısına bekliyoruz.
1. pazarınızın kabus olması normal, zira benimde oludu.
2.a) bütün masalara rob programınından çıkmış adisyon gidiyor, buna emin olun.
b) 14 aydır açık olan bu restıranın ortalama hesabı kişi başı 57 tl dir.
3. yemeklerin lezzeti için bir kez daha bekliyorlar.
4. 5 . 6. için yorumum yok,
yalnız şunu belirtmek isterim, şu an hayatta olmayan bir arkadaşım, gençken hesabı incelemeye utanırdım, ama artık utanmıyorum demişti, gerçi o hesabın doğru gelmesi girit balıkçısının sorumluğunda, ama insannın olduğu her yerde bazen istemiyerkde olsa hata oluyor.
yanlışlık ve kanusdan dolayı tekrar özür diliyoruz.)

Neyse sizleri Pazar Pazar bu korku filmiyle başbaşa bırakıp gidecek değilim. Benzer bir menü ile farklı bir sonucu paylaşmak isterim.
Gelidonya Feneri nasıl bir yer ki?
Çankaya, Abdullah Cevdet Sokağın başında ufak ve keyifli bir başka balıkçıya gidelim bu sefer. Gelidonya Feneri. İnsanı şehrin kalabalığından tek hamlede koparıp alan minik bahçesi, Ege/Akdeniz kıyılarının klasik meyhanelerini anımsatan ama salaşlıktan uzak durmayı da bilmiş dekorasyonuyla, insanı kollarını açarak karşılayan bir mekan Gelidonya Feneri. Servisin mükemmel olmasının önündeki tek engel, mekanın darlığı. Bu, dolu bir akşamda zamanlamayı ufaktan aksatıyor fakat ciddi bir sıkıntı da yaratmıyor doğrusu. Müziği ile diğer ege mutfaklarından ayırt edilecek bir yanı olmasa da meyhane havasını yaşatmaya yetiyor.
Bu sefer önden içilen bir çorba yok. Mutfağın önündeki vitrinden seçiyor(bu, ege mutfağının çok hoş bir töreni bana kalırsa) ve doğrudan mezelere yumuluyoruz. İki kişi için, deniz börülcesi, beyaz peynir, girit ezme, közlenmiş kırmızı biber ve kabak çiçeği dolması ile başlıyoruz yemeğe. Bu noktada ikinci ufak problemle karşı karşıya kalıyoruz: Meze porsiyonu ufak! Ama lezzetler ortalamanın üzerinde olduğundan buna pek de takılmıyoruz. Tabii yemeğe, bir 20’lik rakı eşlik ediyor her zaman olduğu gibi. Mezelerin ardından 2 porsiyon tekir yeniyor ki GB porsiyonundan en fazla bir balık daha büyük olsa da pişirilmesindeki başarı ile alkışı hakediyor Gelidonya Feneri. Yemeğin üzerine güveçte eritilmiş helva ile tatlıya olan açlığımız da giderilip üzerine yine bir adet orta şekerli kahve içiliyor. Bu sefer hesap gerçekten iki kişilik bir yemek için 100 lira geliyor. Evet, Ankara’mız için bu da kallavi bir rakam ya, ben GB’den sonra yakınmayı bıraktım. Paramı denkleştirdiğimde Gelidonya Fenerine tekrar tekrar gitmek isterim doğrusu, GB’nin aksine!

Balıkçı deyip Trilye’den bahsetmemek olmaz.
Son olarak da gelelim Ankara’nın en iyisine. Bilenler bilir, Ankara’da meze de balık da Trilye’de yenir! Tabii bütçeye uydurabilirseniz. Fakat doğrusu üstte anlattığım maceranın ardından Trilye’nin pahalı bir restoran olduğunu söylemekten vazgeçmeyi planlıyorum, çünkü kıyas kabul etmez. Yiyeceğiniz her mezenin yeni bir lezzet fırtınası olacağını şimdiden garanti edebilirim doğrusu. Bildiğiniz favayı mesela gidin bir de orada deneyin… aman! Neyse, yine iki kişi, yine önden 4-5 çeşit meze. Oraya özel, balık pastırması ayrıca tadılmaya değer. Porsiyonlar kesinlikle tam da olması gereken oranda. Ana yemek, 1 tekir ve 1 levrek ızgara. Porsiyon, yine doyurucu. Ardından 1 kişilik sufle ve orta şekerli kahve. Bunların yanında servisi atlamamak gerek. Trilye’de hangi masaya oturursanız oturun servis mükemmel. Zamanlaması ve tarzı ile 1 numara. Yemeği takiben narenciye kasası üzerinden yüzünüze oksijen üflenmesi ve sıvı nitrojende dondurulan sorbe fantazileriniz de tatmin edilebiliyor! 120 TL.
İşte 2009 yılı içinde yediğim 3 balığın hikayeleridir bu. Cümlemize Afiyet Olsun!
15 Kas 2009
Kategoriler: r
r Eleştiri, Güncel . Etiketler:Akdeniz/Ege Mutfağı, Anasayfa, Ankara, Eleştiri, Güncel, köşe yazısı, Keyif, Lezzet, makale, Restoran, Sofra, Yemek . Yazan: demokanatasoy . Yorumlar: 1 Yorum