Kulunuz Reynaldo’nun akla hayale sığmaz maceraları 3

plague

27.Eylül.1348

Aziz Efendim,

Doğrusu toz toprak yutarak ve zatı şahanelerinizin asla muhattap olmayacağını umduğum kurutulmuş bir takım gıdaları kemirerek geçen günler sonucunda Buda’ya vardım. Efendim, sevgili Laertes’i çok andıran genç bir adamın da -bu tabiidir ki ta kendisi- benden çok kısa bir süre buraya ayak bastığı bilgisini, belirli oranda nakit karşılığı, görevli memurdan edindiğim anda soluklanıp, kendime geldim. Bunca günlük zorlu yolculuğun ardından, beyzadem Laertes’e ulaşıp, onu eve, siz sevgili ve asil babasına geri dönmeye ikna etmeyi amaçladığım yolda bir adım daha ilerledim. Aramızdaki mesafe, tüm çabalarımın karşılığı olarak sadece saatlere düştü.

black_death

Paris’e dönersem; doğrusu bu güzelim şehre uğramak için hem Laertes hem de kendi adıma çok bahtsız bir dönem seçmiş olduğumu farketmem pek zamanımı almadı. Dış mahallelerde ölüm’ün adı gezmekteydi. Ne olduğunu pek bilemesem de gece kadar hızlı ilerliyordu ve adı da ona tam olarak yakışıyordu. Kara Ölüm! Değerli efendim size ne gördüklerimi ne de kulaklarımla duyduğum o acı dolu çığlıkları, umarsız yakınmaları tarif edebilirim. Şehre doğru ilerledikçe, temizin yerini pise, tazenin çürümüşe, akın karaya ve hatta yazın orta yerinde günün yerini nasıl olup da geceye bıraktığını, emin olun anlatamam. İzine ağır ağır vakıf olduğum Laertes’in peşinde, günler boyunca yanacak kadar büyük insan tepelerinin yanından geçip giderken beni yolumdan ayırmayan, siz efendime duyduğum büyük sevgi ve yoğun saygıdan başka ne olabilirdi ki? Laertes şaşırtıcı bir hızla, sanki bambaşka biri olup çıkmış, hakkında söylenenler yavaş da olsa dilden dile dolanmaya başlamıştı… ama pek de beklenmedik bir şekilde.

Sevgili Rouge hanımefendinin, pek çok arkadaşının, beyzadem Laertes hakkında bendenizle, hiçbir bilgiyi esirgemeksizin paylaştıkları sayesinde, şehrin dolambaçlı ve pek bir karanlık sokaklarında ağır ama güvenli adımlarla kendisine yaklaştığımı hissediyordum. Saygıdeğer efendimin bağışlayıcılığına olan sonsuz güvenim ile Laertes’in ardından anlatılmakta olan pek çok akla hayale sığmaz lakırdıyı olabildiğince açık bir şekilde bu satırlara dökmek tabiidir ki ben kulunuzun görevidir. İlk olarak, sevgili Rouge hanımefendinin bu pek çok arkadaşlarından bir tanesi olan Fransua adlı bir…ıı… ticaret erbabının, duyduğumda kulaklarıma inanamadığım iddiaları ile şaşkınlıklardan şaşkınlıklara düştüğümü belirtmeden geçemeyeceğim. Bu Fransua beyimizin, doğrusunu söylemek gerekirse; siz efendimin de her zaman belirttiği gibi birer kepçe gibi kocaman olan kulaklarımı tıkayıp da duymaktan kaçmayı umduğum sözleri, önceleri bu zavallı adamınıza pek bir inanılmaz ve hayal mahsulü gibi geldi. Fakat ne yazıktır ki beyzadem hakkında anlatılan bu öykü mahalle mahalle diğer pek çokları tarafından onanınca bencağazın da inanmaktan başka çaresi kalmadı saygıdeğer efendim. Nasıl denir bilemediğimden, bildiğim tek yolla, yani kestirmeden deyivereyim gitsin!

Paris_Comedie-Francaise

Rouge hanımefendi ile yaşadığı o masallarda anlatılabilecek türden, göz alıcı ve rüya gibi bir haftanın sonunda beş kuruşsuz ve sokaklarda kalan zavallı beyzadem, anladığım kadarıyla çaresizlikten ve bu Fransua efendinin de cesaretlendirmesi ve belki de zorlamaları ile bir sokak tiyatrosuna dahil olmak zorunda kalmış! Zatışahanelerinizin tüm anlayış ve açık görüşlülüğüne sığınarak, sevgili Laertes’in dilenmek yerine çalışmayı seçtiğini görmenin beni için için ne kadar mutlu ettiğini söylemeden geçemeyeceğim efendimiz. Tabiidir ki saygıdeğer asilzademin, halktan biriymişçesine davranıp hem de Paris gibi bir devasa şehirde yapılabilecek işlerden pek bir…şey… düzeysiz olan tiyatroyu seçmesi, emin olun bu satırları okumakta olan siz efendimi üzdüğünce bendenizi de yaraladı ve sukût-u hayale uğrattı. Eğer siz saygıdeğer efendimin gönlüne biraz su serpebilecek ise, sevgili oğlunuz, beyzadem Laertes’in bunca kısa sürede bu aktörlük mesleği yoluyla ve tahmin edebileceğiniz gibi aile adını koruma altına alarak, bir sahne ismi dolayısıyla Paris’de küçük çaplı bir üne kavuştuğunun altına çizmeyi görev bellerim. Bunca laf kalabalığının ardından aslında söylenmesi gereken en önemli şey de şudur ki; Laertes’in -pek yorucu ve zahmetli araştırmalarım sonucu öğrendiğim kadarıyla- nam-ı diğer Thespian’ın, bunca kısa sürede oluşmuş ve dilden dile dolaşan küçük çaplı ünü olmasa doğrusu beyzademi belki de sonsuza dek kaybedecektim. El attığı pek çok işte olduğu gibi -zatıalinizin adı ve hatta soyuna asla yakışmayacak bir iş kolu olmasına rağmen- bu işte de kazandığı başarı ile sevgi ve saygılarımın hedefi adını anmadan geçemeyeceğim beyzademi, burada bir kez daha göğsümün kabarmasını engelleyemeden düşündüğümü açıkça söyleyeyim. Ne yazıktır ki bendeniz namlı sanlı Thespian’ın sahnelediği bir oyuna erişemeden, kendileri çoktan yollara düşmüş ve ardında o şanlı namından başka birşey de bırakmamış halde idi.

Bu insanı çileden çıkartıcı durum içerisinde Paris’in izbe mahallelerinde bir çılgın gibi dolaşıp aktör Thespian’ın silinmeye yüz tutmuş izleri peşinde geçirdiğim haftalar sırasında, başıma gelen şaşırtıcı bir olaya, siz efendimin yüksek izinleriyle değinmeden geçemeyeceğim. Size, tam da ne yapacağımı bilemez bir halde Paris’in ölüm kokan sokaklarını arşınlarken karşıma belki de kaderin bir oyunu olarak çıkan, beyzadem hakkındaki en kesin bilgileri bana sağlamak inceliğini en beklenmedik bir şekilde gösteren, saygıdeğer Marguerite Pourette hanımefendiden bahsetmek isterim. Başıboş, şaşkın bir sokak köpeğiymişçesine pek çok karanlık sokaktan bir diğerine iz süren ben kulunuz, bilinçsizce sürüklendiğim çıkmaz bir sokağa girdiğimde karşımdaki manzara karşısında şaşkına döndüm. Gencinden tutun da yaşlısına, kadınlardan erkeklere ve hatta çocuklara kadar galeyana gelmiş bir grup bu sokağın sonlandığı örme duvarın dibine sığınmış zavallı, olgun ve dolgun mu dolgun, ilerlemiş yaşına, banyo yüzü görmemiş teni ve üzerindeki paçavralara rağmen etkileyiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş, bir hanımefendiyi sıkıştırmış, ellerine topladıkları taşlar ile onu bir hedef tahtası olarak kullanmaya hazırlanmaktaydılar. O anda içime dolan bir cesaret fırtınası eşliğinde ben kulunuz kendini bu gözü dönmüş kalabalık ile yerlerde sürünen çaresiz hanımefendinin arasında buluverdi. Tam o anda kalbim korku ve heyecan içinde minik bir kuş misali pır pır ederken aklıma, zatıalinizin ben kulunuz ve sevgili ve saygıdeğer adınızın koruyucu ve sürdürücüsü oğlunuza çocukluk çağlarımızda anlattığınız bir masal gelivermez mi? Düşünmeye hiç vakit olmadığından ardımdaki duvardan can havliyle söküverdiğim ufak bir tuğla parçasını kullanarak kendim ve hanımefendi ile kalabalığın arasında yere bir çizgi çiziverdim. Durumu bilmesem de bu saldırgan kalabalığın bir an kararsız kalan gözlerine içimde tükenmek üzere olan cesaretin son kırıntıları ile bakarak, siz efendimizin zamanında anlattığınız o şahane masal kişisinin sözlerini tekrarlayıverdim. Dedim ki,

“Ey ahali önünüzde yerleri süpürmekte olan bu zavallı hanımefendi sizlere ne yaptı da bunca kızgınsınız?”

“O bir cadı. Bir günahkar!” diye bağırmaya başladıklarında durumdan tahmin etmiş olduğum gibi kalabalık tam kıvamına gelmişti. Siz efendimden öğrendiğim o harika masal ve şaşırtıcı masal kişisini sözlerini aynen tekrarlayıverdim.

The_Plague_of_Thebes

“Ey efendiler, durum bu ve bu günahkar taşlanmayı hakediyor ise yerdeki kızıl çizginin diğer tarafında duran sizlerden ilk taşı, hiç günah işlemeyeniniz hanginiz ise öne çıksın da o atsın.” deyiverdim. Halkın şaşkın bakışları ile geçen uzunca bir sessizliğin ardından aynen de masalda olduğu gibi kendi aralarında mırıldanan kalabalık taşlarını da alıp dağılıverdiler. Tüm o çaresizliğin ardında yerden doğruluşuyla damarlarında akan kanın asaletini bir şekilde ele veren güzeller güzeli hanımefendi ben kulunuza tüm içtenliği ve dış görünüşünden beklenmeyecek nezaketiyle teşekkürlerini sundu. Ardından da geri çeviremeyeceğim bir teklif yaparak beni fakirhanesinde karınca kararınca bir akşam yemeğine davet etti.

-devam edecek-

Henüz Yorum Yok

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın