
Hayalbaz; hayalle oynayan demek. Zor iştir haa, ciddiye alın. Oynayabilmek için önce ustalaşmak gerekir hayalde. Zihnin kavrayamadığıyla oynaması ne mümkün ve hatta ne haddine. Bu yolda inanç gerek, merak gerek, önce biraz sendelemek, düşmek gerek. Herkes düşebilir, her düşüşün ardından ayağa kalkabilenlerdir beni ilgilendiren.
En çok kürkün yediği bir devirde yaşarken, hâlâ “ben” olmak çabasındakilerden ufak da olsa bir grup yaratabilmek hayalidir beni hayalbaz’a ulaştıran. Kap gözalıcı olsa da kısa nefeslidir ve çöplükteki yerini alır er ya da geç. Günümüzde düşünebileceğinizden çok daha çabuk olabilir, bu çöpe olan yolculuk. İçeriktir ‘var’ olan. Kalacak, yaşayacak, tartışılacak ve ilgiyi ayakta tutacak. “Eşeğe altın semer de taksan eşek yine aynı eşek” diye boşuna dememişler. Bizleri güçlendirecek, zekamızı kullanma kabiliyetimiz, klavyemizden çıkanı gözlerimizin görebilmesi ve her bir sözün arkasında durulabilmesi olacaktır. Karakterli bir grup insanın yazacağı karakterli yazılar, akıl esasına dayanan tartışmalar olacaktır. Bildiklerimiz değil bilmek istediklerimizdir bizleri ileri götürecek olan.
Hayal kurmak; dillere dolanmış, anlamsızlaşmış bir halde bugün. Önce hayal kurabilmek ile başladı herşey. Ben diyorum ki; sanıldığı gibi sadece ‘aklı bir karış havada’ olmak değildir hayalperestlik. Yetmez. Her konuda olduğu gibi onda da çaba vardır, inanç vardır. Güç iştir hayal kurmak. İnanacaksın, tüm o varolmayana, görülmeyene, bilinmeyene. O kadar ki çevren de inanacak. Göreceksin hissedeceksin hayalini, öyle ki onlar da görecek, hissedecekler. İşte o zaman ilk adımını atmış olacaksın hayal kurmak yolunda. Ardından çoğaltacaksın, geliştireceksin. Başkalarının düşündüklerine, ardından söylediklerine rağmen durmayacaksın. Gün gelecek savaşacaksın hayalin için. Canın yanacak, yalnız koyacak belki hayalin seni, yapayalnız. Belki de allayıp pullayacak, yağlayıp parlatacaklar hayalini. Taa ki; ya sen, sen olmaktan ya da hayalin senin olmaktan çıkana dek. Ama durmayacaksın, sahip çıkacaksın, koruyacaksın, bilgiyle, akılla besleyip büyütecek, kendi ayaklarının üzerinde duruncaya dek bırakmayacaksın, yaratıp da tuttuğun elini, hayalinin, hayallerinin. Ancak herkesin görüp saygı duyacağı kadar sağlam olduğu gün, işte ancak o gün onunla oynamayı ve hatta gücün yeterse onu oynatmayı hayal etmeye başlayabilirsin. Hayalbaz olma yolunda atılacak ilk adımlardır bunlar.
İşte biz, bir avuç insan bu amaçla biraraya gelelim. Bu ilk adımları atmaya gönüllüyüm ben. Gelin herkesin inanacağı hayaller kuralım, yazalım, çizelim, rüyalarımızla boyayalım burayı. Öyleki, rüyalarımız sığmasın bu sanal aleme, taşsın. Başkalarının üzerine sıçrasın. Bazıları gelsin; parçası olmak, katılmak istesin, şansını ve hatta kendini denesin, bazılarıysa kaçsın, ardına bile bakmadan, dönmemek üzere bizden uzaklaşsın. Her birimizin ‘ben’ için yaptıklarını paylaşması ile ‘biz’ oluverelim… Az olalım ama öz olalım. Emek verelim ki değeri olsun. O kadar ama o kadar inanalım ki, gün gelsin biz hayalbaz olalım.
Ya onlar hayal ya da biz gerçek olana dek…

